Alıntı – Genç Kaynanamla Önce Sanaldan Sonra Anald

Alıntı – Genç Kaynanamla Önce Sanaldan Sonra Anald
Ertesi gün internetten kayınvalidem için bikini araştırdım biraz. Çok beğendiğim bir tanesini fiyatı da uygun olunca sipariş ettim. Teslimat adresi olarak da kayınvalidemin evini verdim.

Akşam eve gittiğimde Solmaz anne salonda çocuklarla ilgileniyordu. Arzu ise banyodaydı. Mavi bir kotun üstüne kırmızı bir tunik giymiş, başını desenli bir türbanla bağlamıştı. Siyah güneş gözlüklerini türbanının üzerine atmıştı. Beni görünce gülümseyip, “Bu yaramazları çok özledim, bırakıp gidemedim. Sana karşı ayıp olmasın diye de bekledim şimdiye kadar…” dedi. “Eve gitmene gerek yok zaten. Kal burada. Gidip ne yapacaksın?” dedim.

Sonra da telefonu çıkarıp ona internetten aldığım bikininin resimlerini göstererek, “Bak sana bunu aldım, kargoya vermişler, yarın senin eve teslim edecekler!” dedim. Yüzü kızardı, “Tövbe tövbe, sen ciddi misin?” diye sordu. “Evet, sen şaka mı sanmıştın?” dediğimde, gülümseyerek, “Ne bileyim belki şaka yapıyorsundur diye düşünmüştüm…” dedi. “Memnun olmadın mı yoksa, beğenmedin mi? O zaman iptal edeyim, ama vermişler kargoya!” deyince, “Yok, iptal etme daha, madem aldın gelsin bari!” dedi gülerek.

“Sana çok yakışacaktır, eminim!” dediğimde güldü bir şey demeden. Sonra da telefonu alıp bikininin resimlerine baktı, çok sevdiğini anladım. İstemem yan cebime koy diyordu.

Kayınvalidemle bu tip bir muhabbete gireceğim hayatta aklıma gelmezdi ama olmuştu. Yıllarca kocasının baskısı altında yaşayan kadın o ölünce birden kabak çiçeği gibi açılmaya başlamıştı.

Arzu banyodan çıkınca, “Ben kalkayım kızım…” dedi. Benden hariç Arzu da annesinin kalması için çok ısrar etti, ama Solmaz anne, “Yok, ben gideyim…” diye karşılık verdi hep.

Evi birkaç sokak ötedeydi. Hava artık kararmaya başlamıştı. “Ben götürürüm!” dedim. “Yok, oğlum ben giderim!” dedi, ama, “Ben de geleyim, sigaram bitmiş, sigara alacağım zaten!” diyerek onu ikna ettim. Spor ayakkabılarıyla dizlerine gelen uzun ve ince kahverengi kazağını giyince çıktık.

Birkaç dakikalık yolda havadan sudan konuştuk, bana işlerimi ve en çok da Karasu’daki yazlığı sordu. “Eğer çok görmek istiyorsan bu Pazar günü seni götüreyim!” dedim. Çok sevindi, teklifimi hemen kabul etti. “Arzu da sevinir, burada kızlarla çok bunalıyor, onun için de küçük bir değişiklik olur!” dedim.

O gece Arzu yine saat 23:00 gibi yattı. Bense televizyonda maç izleyip bir bira içtim. Yatak odasına geçtim, Arzu ve çocuklar çoktan derin bir uykuya dalmışlardı. Facebook’a girmek istedim. En çok da Solmaz anne ile konuşmak istiyordum.

Saat gecenin 12’si olduğu halde kayınvalidem gene online’dı. Kameralı arama isteği gönderdim. Az sonra onayladı, kamerası açıldı. Ekranda siyah kalın askılı atleti ile Solmaz anne belirdi, ama birkaç saniye sonra kapandı görüntü. Siyah atletinin altında şişkin, sutyensiz memeleri, bembeyaz koynu, memelerinin derin çatalını görmüştüm o birkaç saniye boyunca.

Yarağım sertleşirken bu kez ondan kameralı arama isteği geldi. Tıklayıp açtım, gene ekrandaydı, ama dünkü gibi gri eşofman vardı şimdi üzerinde. “Az önce ne yapıyordun?” diye sordum. Laptopun ekranını ayarlamaya çalıştı önce bana cevap vermek yerine. Ben yine aynı soruyu sorunca, “Kader’le konuşuyordum…” dedi. “O kılıkta mı konuşuyordun?” diye sordum. Sinirlenmiştim, kayınvalidemin günlerdir Kader dediği kimdi? Yoksa o kılığı ile başka bir erkekle mi görüşüyordu? Beni de Kader’le görüşüyorum diye mi kandırıyordu?

İnanmadığımı söylediğimde, “Vallahi Kader’le konuşuyordum oğlum, niye inanmıyorsun?” diye söyledi üzülmüş gibi. “E o zaman o kılığın neydi?” diye sorduğumda, “Çok sıcak olmuştu, çıkarmıştım üstümü. Sen birden arayınca boş bulunup açtım…” dedi. “İyi, tamam öyle olsun. Bunu yazıyorum bir kenara!” dedim alınmış gibi.

Yine, “Kader’le konuşuyorum, niye inanmıyorsun, ben sana yalan mı söyleyeceğim, inanmazsan yarın gelip bakarsın bilgisayara!” dedi kızmış gibi. “Tamam tamam, kızma hemen. Yani o halde seni görünce acaba ne oluyor dedim, nedir bu hali diye düşündüm. Yoksa senden yana öyle yanlış bir düşüncem yok, beni yanlış anlama!” dedim.

Kısa bir süre önemsiz şeylerden bahsettik. Ama sonra, “Valla Kader’i kıskandım, onun yerinde olmak isterdim!” dedim. “Niye öyle söyledin?” dedi şaşırmış gibi. “Valla baksana, Kader’le konuşurken üzerinde atlet var sadece, benle konuşurken eşofman çektin hemen!” dediğimde elini ağzına götürüp güldü.

“Kader kadın, sen erkeksin. Hem ayrıca sen benim oğlumsun, senin karşında o halde duramam!” dedi. “Senin oğlun askerde, ben senin damadınım, sen de benim kaynanamsın!” dedim gülerek. “E, ne yapmamı istiyorsun peki, eşofmanı mı çıkarayım?” dedi başını sağa sola sallayıp gülerek. “Valla süper olur, on numara olur!” dedim başparmağımı havaya kaldırıp göstererek.

Solmaz anne, “Orhan bu konuşmalar bize yakışmıyor!” dediğinde, “Niye yakışmasın?” dedim kameraya biraz daha yaklaşarak. “Sen benim kızımın kocasısın, ben senin annenim, sen annenle böyle konuşuyor musun?” dedi ciddi bir sesle. “Tabii ki konuşmuyorum çünkü o benim annem, ama sen değilsin!” dedim.

“Ne yani atletle mi oturayım senin karşısında?” diye sorunca, “Ben oturuyorum görmüyor musun?” dedim. Benim de üzerimde beyaz atletim vardı çünkü. “Senle ben aynı mıyız Orhan?” dedi tepki gösterir gibi.

Sonra da, “Bak kimse görmüyor değil mi bu konuşmalarımızı? Yani sonra Arzu yada Tufan duyarsa, öğrenirse çok kötü olur!” dedi tedirgin bir sesle. “Korkma, kimse görmez. Tufan zaten askerde nerden görsün çocuk. Arzu desen çocuklardan pestili çıkıyor, interneti de sevmez, zamanı da yok zaten. Hem bu konuşmalarımızın kaydı yok korkma, telefon gibi. Konuşuyorsun uçup gidiyor, kaydı alınmıyor!” dedim.

Sözlerime inandığını anladım. “Tamam ama kimseye söyleme sen yine de. Başımız derde girmesin!” dediğinde, “Ya niye söyleyeyim, söylenir mi deli misin?” dediğimde gülümsedi. Hemen ardından da kameranın karşısından kalktı, yeniden oturduğundaysa üzerinde siyah atleti vardı sadece. “Süpersin!” dedim keyifle.

“Çok güzelsin!” dediğimde, utanmış gibi, “Öyle mi?” dedi. “Sen bilmiyor musun güzel olup olmadığını, güzel bir kadınsın bunu kabul et!” dedim. Kayınvalidemin ekranımı kaplayan görüntüsü karşısında yarağım sertleşmeye başlamıştı. Şişkin memelerinin etli uçları ince penye atletin kumaşını delecekmiş gibiydi. Yaşına karşın azıcık sarkma bile yok gibiydi memelerinde. İki memesinin arasındaki çatalı derin bir vadi gibi uzanıyordu. Kumral saçlarını arkaya atmıştı. Bembeyaz koynu tavanından vuran beyaz ışığın altında daha da beyaz görünüyordu.

Artık kayınvalideme karşı ilgi duyduğum saklanamaz bir gerçekti. Onun da bana karşı benzer hislere sahip olduğu ortadaydı. Öyle olmasa bu konuşmaları Tufan ve Arzu’nun öğrenmesinden korkmaz, ayrıca karşımda şu haliyle oturmazdı. Kayınbabam sağken başını sağa sola çeviremeyen kaynanam gitmiş başka bir kadın gelmişti. Ama iyi ki gelmişti.

Üstümdeki beyaz atletimi çıkardım. Şimdi belimden yukarısı çıplaktı. Ben nasıl ki onu daha önce atletle görmediysem, o da beni bu halde görmemişti. “Niye çıkardın?” diye sordu gülerek. “Eşitlik olsun diye çıkardım, bir sen bir ben!” dedim kahkaha atmamak için kendimi zor tutarak.

“Biraz daha yaklaşsana!” dediğimde, “Niye?” diye sordu. “Ya yaklaşsana!” dedim soru sormasından rahatsız olarak. İyice, hatta istediğimden biraz daha fazla yaklaştı kameraya. Memeleri ekranımı kaplamıştı. Etli uçlarını ısırıp koparmak onları yalamak isteği içindeydim.

“Arzu’nunkiler seninki gibi değil!” dediğimde, “Onlar neymiş?” diye sordu merakla. “Memeleri, onun memeleri seninkiler kadar büyük değil!” dediğimde, “Orhan, bence kapatsak iyi olur!” dedi ama sesinin tonundan aslında sözlerimden memnun olduğunu anlamıştım.

“Kızma, yalan söylemiyorum. Hem siz kadınlar başka kadınların memeleri, götü hakkında konuşmuyor musunuz? Onun memeleri çok büyük, yok çok küçük diye şunun götü büyük şununki dik diye konuşmuyor muşunuz? Ben de seninkiler Arzu’nunkilerden büyük diyorum, ne var bunda?” dedim işi piçliğe vurarak. Bir şey söylemek yerine geriye çekildi tekrar.

Bu konuşmanın canını sıkmaması için konuyu Karasu’daki eve getirdim hemen. “Pazar günü birlikte gideriz!” dediğimde, sevinçle, “Çok iyi olur!” dedi. “Bikinini de giyersin, bakarsın belki denize de gireriz!” dediğimde, “Bu mevsimde denize girilir mi?” diye sordu. “Niye, giren var, soğuk olur biraz ama ne olacak ki, biz de gireriz. Ben öğretirim sana, hiç korkmana gerek yok, bana güvenmen yeterli, benim dediklerimi yaptığında gerisi kendiliğinden gelir!” dedim.

Ardından basit tekniklerle nasıl yüzme öğreteceğimi anlattım. Tabii bunları anlatırken, “Kollarından tutarım, sırtını bana yaslarsın, kalçalarından, bacaklarından tutarım…” diye de söylüyordum. Kayınvalidem ise, “Bu kadar mıymış, e sonra, hıım, ben ne yapacağım peki, başka?” diyerek hayret edermiş gibi dinliyordu beni.

Konuşmamız ilerlemişti iyice, saat 01:00’e gelmişti, ama uykum yoktu, aynı şekilde Solmaz anneden de uykum geldi diye bir şey duymadım. Sağ elim yukardayken sol elimle de yarağımı okşuyordum. Kayınvalidem beni sertleştirmişti, erkeklik duygularımı kabartmıştı.

“Kayınbabam senin değerini bilemedi!” diyerek yeni bir konu açtım. Ona çok güzel ve çekici bir kadın olduğunu, kocasının elindekinin değerini bilemediğini söyledim. Bunları daha önce de söylemiştim, ama kayınvalidem her seferinde bunları duymaktan keyif alıyor gibiydi.

“Onun yerinde ben olacaktım ki…” dediğimde, “Sen ne yapardın?” dedi meraklı gözleriyle. “Uuuu, neler yapmazdım ki, bu hayata bir kere geliyorsun değerini bileceksin. Ben de senin değerli olduğunu sana hissettirirdim!” dedim. “Nasıl hissettirirdin?” diye sordu bu sefer. Kayınvalidemin bu sorusu ile konu iyice aşağılara, bel altına inecek duruma gelmişti.

“Sana kadınlığını hissettirirdim!” dediğimde kameranın karşısında yüzünün kızardığını ve utangaç bir gülümsemenin dudaklarında belirdiğini gördüm. “Çok güzel bir kadınsın, kadınlığını yaşayamadın bana kalırsa. Ama hiçbir şey için geç değildir, bundan sonrası önemli!” dediğimde sessiz kaldı. Ama sonra sanki beni kızdırmak ister gibi, “Yeniden evlenmemi mi istiyorsun?” diye sordu.

“Eğer sen evlenmek istiyorsan evlen, bir şey diyemem. Ama evleneceğin adam da ölen kocandan farksız olacaktır, senin değerini bilmeyecektir. Benim o dediğim kadınlığını sana hissettiremeyecektir!” dedim karşılık olarak.

Kayınvalidem, “Peki nasıl olacakmış eğer evlenmeyeceksem?” deyince, tüm cesaretimle, “Ben ne güne duruyorum?” dedim. Önce artık bu sözlerimin çok ileri gittiğini, çok ayıp olduğunu, beni tersleyeceğini düşündüm, ama tepkisiz kalıp bir şey demedi.

Onun sessizliğinden daha da cesaretlenip, “Arzu’nun benimle ne kadar mutlu olduğunu görüyorsun. Çünkü onu doyurmasını biliyorum, ona kadınlığını yaşatıyorum. Eğer izin verirsen bunları senin de yaşamanı sağlayabilirim. Daha çok gençsin, çok güzelsin. Onca yıl çok kötü yaşadın, ama bari bundan sonra güzel yaşayıp mutlu ol, bu senin hakkın!” dedim. Kayınvalidem kameranın karşısında bir şey diyecek gibi oldu, dudakları titredi ama gene bir şey demedi.

O zaman daha da cesaretlendim ve ayağa kalktım. Yarağım külotumun ve eşofmanın altında çelik gibi sertleşmişti. Kamerayı aşağı doğru çevirdim, eşofmanımla külotumu sıyırarak sertleşmiş yarağımı çekmesini sağladım. O an kayınvalidem ekranında beliren görüntüden rahatsız olmuş gibi başını diğer tarafa çevirerek, “Orhan ne yapıyorsun sen?” dedi.

Ancak ben utanmak yada çekinmek yerine daha da coşmuştum. Yarağımı sıvazlarken, “Bununla seni doyururum, onca yıl yaşayamadıklarını benimle yaşarsın, seni her türlü aklına hayaline gelmeyecek şekilde sikerim, yarağa doyururum!” dediğimde, “Orhan manyak manyak konuşma, kapat şunu!” dedi tepkiyle.

Yerime oturdum. Kamerayı yeniden ayarladım. “Görüyorsun ne halde olduğumu. Beni sertleştirdin, demir gibi yaptın. Şimdi içeri gidip kızını çatır çatır sikeceğim, ama aklımda sen olacaksın. Sen de dediklerimi düşün, pişman olmayacaksın, aksine çok mutlu olacaksın. Benim de isteğim bu zaten, senin mutlu olduğunu görmek istiyorum, çünkü sen bunu hak ediyorsun!” dedim.

Kayınvalidem sözlerime cevap vermeyip görüşmeyi sonlandırdı. Kalbim deli gibi atıyordu. Heyecandan parmaklarım titriyordu. Ama o ilk heyecan geçtiğinde ise sanki 31 çektikten sonra oluşan pişmanlık gibi bir pişmanlık kapladı içimi. Kayınvalideme yarağımı açıp göstermiştim. Onu sikmek istediğimi açık açık söylemiştim. Karımın öz annesi, daha birkaç ay önce kocasını kaybeden ve oğlu askerde bir kadındı karşımdaki.

Yatak odasına geçtim. Arzu’nun sol eli küçük kızın beşiğinde kalmış, o halde uyumuştu. Elini çekip yorganın altına soktum. Beni fark edince, yarı uykulu halde, “Nerdesin sen?” diye sordu. “Geldim aşkım!” dedim. Birbirimize sarılıp yattık…

Sabah 9:00 gibi işyerindeyken cep telefonum çaldı, kayınvalidem arıyordu. “Orhan dün geceki davranışın hiç hoş değildi. Bence artık buna son vermeliyiz!” deyince, “Neden?” diye sordum. “Oğlum nedeni mi var? Ben senin kaynananım kaynanan, sen bilmiyor musun, anlamıyor musun?” dedi sinirle.

“Az bekle, bir dakika!” diyerek işyerinin kapısını kapadım. Zaten benden başka çalışan kimse yoktu. Taşıma ve nakliye işleri için dışardan adam tutuyordum. “Ben senin gibi düşünmüyorum, gece söylediklerimde ciddiyim!” dediğimde, “Orhan saçmalama!” dedi. “Senden hoşlanıyorum, içimde bir ateş var beni yakıyor. Arzu artık bana yetmez oldu, çocuklardan başını kaldıramıyor, kendime hakim olamıyorum!” dedim. Cevap vermeye çalışınca sözünü kesip, “Ben seni düşünüyorum, senin de mutlu olmanı istiyorum, kadınlığını yaşamanı istiyorum!” dediğimdeyse, “Ben o dediğini yapmak istesem evlenirim, sana ne oluyor?” dedi.

“Sen evlenmek istediğinde oğlun ne yapacak peki? A anne ne güzel evleneceksin, başka adamın koynuna gireceksin mi diyecek sana. Tebrik mi eder seni yoksa çeker vurur mu?” dedim. Bir süre ne diyeceğini bilememiş gibi sustu, güçlü nefes alışverişlerini duyuyordum bu sırada.

“Sen ne istiyorsun peki, senin derdin ne?” diye sordu. “Kaç defa söylemem gerekiyor daha, senden hoşlanıyorum, seni mutlu etmek istiyorum, beni sevmeni istiyorum!” dediğimde, sözümü keserek, “Oğlum ben zaten seviyorum seni…” dedi.

“Ya bırak şimdi bu anlamamış gibi salağa yatma laflarını. Biliyorsun benim ne demek istediğimi. Oğlun evlenmene hayatta izin vermez ama senin de eriyip gitmene, çürümene ben izin vermem. Senden hoşlanıyorum, yaşamadığın tatları yaşamanı istiyorum, güzellikleri görmeni istiyorum, sen bunları hak ediyorsun. Seni incitmek, kırmak aklımın ucundan bile geçmez. Öyle bir şeye en başta ben dur derim. Seni üzecek, ağlatacak bir şeye hayatta izin vermem. Korkmana, çekinmene gerek yok. Tufan yada Arzu öğrenir diye bir korkun olmasın. Bütün sorumluluğu ben üzerime alıyorum. Eğer yarın bir gün bunlar ortaya çıkarsa hepsine ben göğüs germeye, kendimi feda etmeye hazırım, senin kılına zarar gelmesini istemem, buna izin vermem!” dedim büyük bir coşkuyla.

İçimde birikenleri bir çırpıda söylemiştim. Kayınvalidem sözlerimi sessizce dinlemiş, güçlü nefes alış verişlerini duymuştum sadece. “Senin de benden hoşlandığını biliyorum, öyle olmasa bu ana kadar bu noktaya kadar işlerin bu aşamaya kadar gelmesine izin vermezdin. Ben seni biliyorum, tanıyorum. Esaslı, mert kadınsın. Eğer kendine koca arıyorsan, yeniden evlenmeyi düşünüyorsan ben senin kocan olmaya hazırım. Açık açık söylüyorum bunu sana. Sen de istiyorsun gerçekte ama sadece korkuyorsun, en çok da kendinden korkuyorsun. Ama ben de sana korkmana gerek yok diyorum. Kimse bilmeyecek, ne oğlun ne kızın. Her şey ikimizin arasında olacak. Benim imkânlarım var, yoksa da yaratırım, maddi durumum da iyi sen de biliyorsun. Seni üzmem, incitmem, kadınlığını doya doya yaşamanı istiyorum sadece. Kocanın sana yaşatamadıklarını, veremediklerini vermek istiyorum. Sen sadece bir adım atacaksın, korkmadan bir adım attığında gerisi de gelecek!” diye ilave ettim.

Sözlerimi sessizlikle karşıladı. Ardından titreyen bir sesle, “Çok korkuyorum. Sanki Salim beni izliyormuş gibi oluyorum. Sanki yanı başımdaymış gibi hissediyorum…” dedi. “Salim öldü, artık Salim yok. Salim ne verdi sana, senelerce baskı yaptı, dayak attı. Kadın olduğunu unuttun. Ama artık hepsi geçti, bundan sonra ileriye bakacaksın, geçmişi unutacaksın!” dedim.

“Bak çok korkuyorum. Kimsenin bilmesini istemiyorum, ne ailem ne akrabalarım ne komşularım. İnsan içine çıkamam öğrenirlerse. Senin de hayatın mahvolur. Bu işin ucunda ölüm var Orhan…” dediğinde, “Ben öyle olduğunu bilmiyor muyum sanıyorsun? Ortaya çıkarsa Arzu ne yapar bana, Tufan ne yapar, elbette biliyorum hepsini. Ama bu işi çok gizli yapacağız, o konuda bana güvenmeni istiyorum, pişman olacağımız bir şey yapmayacağız buna emin ol, ben kendime güveniyorum, sen de azıcık da olsa bana güven!” dedim.

Birkaç saniyelik sessizliğin sonunda, “Ben de güveniyorum sana!” dediğinde artık bu işin olduğu kesinleşmişti. “Teşekkür ederim, pişman olmayacaksın!” dedim yanıt olarak.

Kayınvalidem dün geceki yaşananlardan sonra bu işi bitirmeyi kafasına koymuş beni de bunun için aramıştı, ama iş 180 derece ters bir noktaya gelmişti. Artık birbirimize bağlanmıştık. Birbirimizi mutlu etmekti amacımız.

“Bugün bikini geldiğinde bana haber ver!” dediğim zaman telefonun ucunda kıkır kıkır güldü. “Tamam, veririm!” diyerek kapattı. Derin bir nefes alıp verdim. Sadece birkaç günde yaşadıklarımız inanılmazdı.

Bir keyif sigarası yaktım…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.