Cendere Bölüm: 2

Ben Esra telefonda seni boşaltmamı ister misin?
Telefon Numaram: 00237 8000 92 32

Anal

Cendere Bölüm: 2
İlk Bölüm:
https://xhamster.com/stories/cendere-b-l-m-1-9974634

Ayağa kalkıp, masanın etrafında tur atmaya başladım. Saçımı başımı karıştırıyordum. Neden tecavüzcü demişti? Tecavüz değildi ki… O video da neydi öyle? Anı olsun diye mi kaydetmişti? Anı olsa neden o şekilde kesmiş olabilirdi? Gizem’in odasına doğru yola koyulurken, bütün bunları düşünüp bir anlam çıkartmaya çalışıyordum. Kapıya vurup içeri girdiğimde, Gizem köşedeki oturma grubu tarafında berjerde kurulup bacak bacak üstüne atmış, tabletinden günlük görüşmelerini kontrol ediyor, bir yandan da sabah kahvesini yudumluyordu. İnanılmaz seksi bacakları vardı. Bütün bu allak bullak olmuş durumda bile bacaklarının seksi olduğunu düşünmek kendime daha fazla sinirlendirdi beni. Ne var yani bir çift, uzun, pürüzsüz, bacaktı.

Gizem başını kaldırmaya gerek görmeden sordu: “Bir şey mi var? Havaalanına gideceğim, çabuk konuş beybisu.” Videoyu sordum. Neden öyle montajlandığını sordum. Tecavüz nedir? Onu anlamadım dedim. Gizem ayağa kalktı. Yanağımı öptü. “Yok öyle!” dedi. Anlamadığımı söyledim. “Ferdiciğim. Canım. Sen kimsin de bana gururlu adam imajı çiziyorsun? Neyin, ne zaman, nasıl biteceğine ben karar veririm! Beğenmiyorsan, siktir git, karakola teslim ol! Evli patronumun ırzına geçtim de de bak bakalım neler yapıyorlar.” Şok olmuştum. “İlişkimize devam etmek mi istiyorsun? Bunun için mi böyle bir video hazırladın?” diye sordum. Aslında cevabı merak etmiyordum, sadece utancımdan yerin dibine geçişini yavaşlatabilir miyim diye merak etmiştim. “Ne ilişkisi bebeğim? Sen benim yanımda çalışan bir işçisin. Ben ne dersem onu yapmak zorundasın. İşinin adı bu…” dedi.

Anlamıştım artık. Konuyu daha fazla uzatmanın gereği yoktu. “Peki Gizem Hanım. İyi yolculuklar.” diyebildim. Teşekkür edip, çıkmam için gözüyle kapıyı gösterdi. Tam odadan çıkarken, arkamdan yeniden seslendi. “Dur. Az daha unutuyordum. Erinç…” Eşinin adıydı. “… baraj projesini tek seferde geçiren çalışanımla tanışmak istiyor. Karınla konuş, akşam saat 8’de 1741’de yemek yiyeceğiz.” dedi. “Tabi… Konuşurum kendisiyle. Zevkle geliriz.” dedim. Ne yapıyordu şimdi? Daha dün çılgınlar gibi seviştiği üstelik az önce hapse attırmakla tehdit ettiği adamın eşiyle ve kendi eşiyle (!) yemek mi yiyecekti? Hem de 1741’de.

Akşam birlikte yemekte buluştuk. Ben, eşim Nihal, Gizem ve Erinç. Çok sıradan bir yemekti. Yemek faslı bittikten sonra, koyu bir sohbet başladı. Kadınlar kendi aralarında sıradan konulardan konuşuyorlar, biz de Erinç’le işten güçten, girişimcilikten bahsediyorduk. Bahsediyorduk derken, o ballandıra ballandıra, nasıl şirketi kurduğunu, Hollandalılardan nasıl yatırım aldığını falan anlatıyordu. Bense basit sesler çıkararak dinliyormuş taklidi yapıyordum, fakat bir gözüm hep Nihal ve Gizem’deydi. Ya söylerse diye düşünüyordum hep. “Senin kocan bana tecavüz etti!” derse ne olacaktı? Oysa allık konuşuyorlardı… Eşim de çocukları nasıl büyüttüğünü, kızımın genç kız olduğunu anlatıyordu. Bir süre daha böyle vakit geçirdikten sonra, Gizem garsonu çagırdı ve şampanya istedi. Şampanyalar geldikten sonra da bardağa çatalla vurup konuşmaya başladı. “Ben dayanamıyorum artık söyleceğim!” Diye söze başladı. Evet oluyordu galiba… Ben soğuk soğuk terlemeye başlamıştım, gözümde kararıyordu fakat bir şekilde sakin duruyordum. Ya da öyle durduğuma inanmak istiyordum. “Bunu aslında daha sonra açıklayacaktım fakat, Nihal’i çok sevdim. İlk benden duysun istiyorum.” Duysun tabi. İlk senden duysun. “Ferdi terfi aldı! Bugün Ankara’daki Yönetim Kurulu Toplantısında karar alındı.” Bana döndü ve “Artık Şef mühendissin. Kutlarım.” dedi.

Ben tam olarak durumu anlamamıştım. Bir çok şey bekliyordum o konuşmadan fakat kesinlikle beklediğim bu değildi. Ben daha çok, “Polisler kapıda…” gibi bir konuşma bekliyordum. Ya da ince tehditler de savurabilirdi sadece benim anlayacağım biçimde fakat terfinin ne ilgisi vardı? Nihal’in bana sıkı sıkı sarılmasıyla zihnim tekrar oraya döndü. “Sonunda bir tanem görüyor musun? Bütün çalışmaların meyvelerini veriyor.” dedi sevinçle Nihal.

“Teveccühünüz için teşekkür ederim Gizem Hanım.” diyebildim. Gizem şuh bir kahkaha attı. “Hanım mı? O işte olur yahu. Gizem kafî Ferdiciğim.” Nihal’e döndü. “Senin bu kocan bir alem var ya. Hanım diyor ya! Anlattı mı sana?” Cümleyi yarıda kesip bana haince sırıtarak alın delen bakışlarından birisini attı. Kedinin fareyle oynadığı gibi oynuyordu benimle. “Biz üniversiteden arkadaşız Ferdi’yle. O zamanlar çok samimiydik, kankaydık. Sonra hayat kopardı bizi.” Bana döndü ve “Değil mi kanka?” diye sordu. Ben gözümün ucuyla Nihal’e baktım. Eşimle yılların getirdiği tecrübe ile bakışarak anlaşırız. Hani sitcomlardaki karakterler gibi. Şu anda gözleriyle “Bana bunca aydır, bu ayrıntıdan neden bahsetmedin?” diye soruyordu. Ben, “Şey evet… Doğru fakat işten bahsetmem evde çok. Orada olan orada kalır.” dedim ama söyledikten sonra gol atması için bir pas verdiğimi fark ettim. Gizem ise gülerek, Nihal’i yanağında öptü ve omzunu başına koydu. “Bundan sonra anlatırsın. Çok sık görüşeceğiz. Biz birbirimizi çok sevdik.” dedi.

Ertesi günlerde Gizem’le eşim Nihal samimiyeti iyice ilerlettiler. Ev ziyaretleri yapıldı. Çocuklarla tanışıldı. İlk başlarda gerilip çok stres oldum. Fakat herhangi bir problem, bir kriz olmadı. Hiç bir şey yaşanmadı diyebilirim. Ben de Gizem’in artık durumdan hevesinin kaçtığını, bana o anda bir ceza vermek istediğini düşünmeye başlamıştım. İşten ayrılma düşüncelerimi bir kenara bırakarak ki zaten terfi almıştım, şoförüm falan olmuştu, tamamen işe odaklandım tekrar. Artık bütün projelerden sorumluydum.

Haziran ayının sonuna yaklaşmıştık. Çocukları, Çeşme’ye Ananelerinin yanına gönderdik. O gün, Ankara’dan bir heyet bizi ziyarete gelecekti, yapacağımız sunumun üzerinden geçmek için sabah erkenden Gizem’in iş yerindeki odasında buluşmak için sözleştik. Sabah her zamankinden erken bir saatte Şoförüm Şükrü Bey beni evden aldı.

Şükrü Bey iyi bir adamdı. En önemlisi sessiz bir adamdı. İyi bir şoförün ağzının sıkı olması gerekir. Gerekmeden konuşmayan, 50’lerinin başında, temiz ve günlük tıraşlı yüzlü, orta boylu, biraz toplu biriydi. Sabah işe doğru giderken: “Ferdi Bey, bugün bana ihtiyacınız olacak mı? Aracın muayenesi ve bakımı geldi. O işlerle ilgilenmek istiyorum müsaadeniz olursa.” diye sordu. Bir problem olmayacağını, akşama kadar ofiste çalışacağımı söyledim.

Kendi odama uğramadan, direkt olarak Gizem’in odasına çıktım. Sunum üzerinde çalışıp, son düzenlemeleri yapacaktık. Yönetici düzeyindeki bürokratlara yapılacak bir görüşme olduğu için, yalnız başına olacaktı. Odanın kapısını çalıp içeri girdim. Gizem her zamanki kamu yöneticileri görüşmesi modelinde giyinmişti. Uzun sarı saçlarını yukarıdan topuz yapmış, lacivert döpiyesi ve derin yırtmaçlı eteği ile, seksi ama ciddi görünüyordu.

“Günaydın!” diye selamladı beni keyifle. “Hızlıca sunuma bakalım. Gelmelerine 1,5 saat var. Sonra da diğer planı konuşuruz.” dedi. Anlamadığımı söyledim. Sabah gelirken programımı kontrol ettim. Herhangi bir program görünmüyordu. “Bir şey mi kaçırdım?” diye sordum. Gizem ellerini başının üstüne koydu. “İnanmıyorum! Ne kadar öküz olduğunun farkında bile değilsin!” dedi. Ardından hızla ayağa kalktı ve söylene söylene, odanın pencere tarafında doğru yönelip, buzdolabının kapağını açtı. Bir pasta vardı içinde. Eşimin fotoğrafı işlenmişti pastanın üstüne. Üzerinde ise kremadan şu cümle yazılmıştı: “İyi ki doğdun!”

Doğru bugün Nihal’in doğum günüydü. “Neyse…” dedi Gizem. “Ben zaten iki hediye almıştım. Diğerini sen verirsin. Bu iyiliğimi unutma.” Zafer kazanmış edasıyla sırıtıyordu karşımda. “Teşekkür ederim. Çok düşüncelisin. Sunuma başlayalım mı?” Bir süre sunum üzerinde çalışıp düzenlemeler yaptık. Fakat Gizem’in aklı başka bir yerdeydi. Derin bir nefes aldı. “Hiç bir şey anlamıyorum Ferdi. Ben alamayız diye takip bile etmemiştim bu işi. Gelmek üzereler zaten.” Derken bir süre durdu. Aklına bir fikir gelmişti: “Şimdi şöyle yapıyoruz…”

Gizem’in planı basitti aslında. Zaten iki kişi oldukları için, kendi masasında sunum yapacaktı. Ben masasının altına girecektim, adamların sordukları soruları ya da onun atlama yaptığı yerleri Whatsapp’tan gönderecektim. O da kolundaki akıllı saatten benim yazdıklarımı okuyacaktı. Bence çok saçma bir plandı, fakat en son ona karşı geldiğim zaman beni ne ile tehdit ettiğini bildiğim için, üstelemeden kabul ettim. Ankara’dan heyet geldi. Gizem onları karşılamak için aşağı inerken ben de masanın altına geçtim.

Çok geçmeden kapı açıldı ve benim olduğum tarafa doğru gelen ayak sesleri duydum. Ardından Gizem söze başladı. “Tekrar hoş geldiniz Mahmut Bey, Fikri Bey. Zaten çok az kişi olduğumuz için masama geçelim. Orada proje kapsamında eylem süreçlerini detaylandırayım.” Masaya oturdular. Gizemin bacakları tam karşımda duruyor. O an bir şey fark ettim. Gizem iç çamaşırı giymemişti. Ve bacaklarını iki yana ayırarak, kadınlığı ile bana göz banyosu yapıyordu. “Projelendirme aşaması tamamlandıktan sonra, Ekim’de inşaata başlamayı düşünüyoruz. GAP’a yapacağımız bu güncelleme, Barajın sulama verimini 2 kat arttıracak. Enerji üretiminde kapasiteyi yüzde 30 kadar arttıracaktır.” İyi gidiyordu… Ben o sırada, Gizem’in labialarının ne kadar kusursuz göründüğüne odaklanmıştım. Klitorisi labiaların arasından, tam olması gerektiği gibi küçücük çıkmıştı. Pürüzsüz ve tertemiz görünüyordu. Uzun zamandan beri orada tek bir tüy bile çıkmadığı belliydi. “Kesin lazer epilasyon.” diye düşündüm. Islanmıştı. Sanırım benim aşağıda olmam onu iyice heyecanlandırmıştı. Derken telefonumun ışığı yandı. Mesaj Gizem’den geliyordu: “Yala…” yazıyordu.

İşte yine bir cendere. Tamam evet, eşimle aramızda aramızda artık karı – koca ilişkisi olduğu söylenemez ama bugün de kadının doğum günü. Belli ki özellikle seçmişti bu günü Gizem. Yine acımasızca zihnime saldırıyordu.

Bir mesaj daha: “Hadi… Yoksa İMDAT! diye bağırırım.”

“Geldik yine yol ayrımına.” diye düşündüm. Zaten elinde bir video vardı. Tecavüzden 12 yıl yesem, bu da tecavüze teşebbüs ve tacizden hiç yoksa 5 yıl eder. Artık 60 yaşında çıkardım hapisten. Gizem bacaklarını biraz daha açıp, koltuğu öne çekti. Ben de klitorisine küçük dil darbeleri atmaya başladım. “Tabi, inşaat süresince kapasiteyi biraz düşüreceğiz. Fakat bölgedeki ekinlerin sulanması konusunu riske edecek bir düşürme ön görmüyoruz…” Gizem konuşmaya devam ederken, ben artık iyice yalamaya ve dudaklarını çekiştirmeye başlamıştım. O kadar sıcaktı ki, kadınlığının dudakları, benim dudaklarımı yakıyordu. Sanırım 10 dakika boyunca durmadan yalamalara, emmelere ve çekiştirmelere devam ettim. “Bu güncellemeleri hızlıca tamamlarız. Önümüzdeki hasat… Ah!” Gizem sesi kesildi bir anda. Misafirlerden biri telaşla sordu: “Gizem Hanım iyi misiniz, yüzünüz kızardı…” Kızarırdı tabi. O sırada kasıla kasıla boşalmakla meşguldü. “İyiyim!” dedi. Sesi biraz yüksek çıkmıştı. Nefesini ayarlayamamıştı. “Tansiyonum düştü… Klima çarptı herhalde geçen gün.” diye geçiştirdi. Bu sırada benden de uzaklaştı. İşini bitirmişti anlayacağınız.

Toplantı kısa bir süre daha devam etti ve bitti. Onlar odadan çıkınca ben de masanın altından çıktım. tabi büklüm oturup, bir de mesai(!) yapınca, her tarafım tutulmuştu. Az sonra Gizem odaya geri dönmüştü. Yüzünde kocaman bir sırıtmayla, yanağımdan öptü. “Aferin!” dedi. “Sen olmasan ne yapardım! Sen şimdi bu gazla akşam karını osurta osurta sikersin.” Gözüyle pantolonumu işaret ediyordu. Tabi o stres ve adrenalinden benim penisim de cam bardak sertliğine ulaşmıştı.

O gün akşam mesai bitmesine yakın, Şükrü Bey beni arayarak, işinin uzadığını, halen aracın bakımını tamamlayamadıkları, kendisinin gelemeyeceğini fakat havuzdan bana bir araba yönlendirdiğini söyledi. Gerçekten de dediği gibi oldu. Başka bir şoför beni alıp eve götürdü.

Kapıyı çaldığımda, beni karşılayan Gizem oldu. Eşimi sordum. Saçlarını yaptırmaya gitmiş. “Yeni çıktı hala zamanımız var.” dedi Gizem. Turuncu renkli yazlık elbisesinin eteğini yukarı kaldırıp g-stringini çıkardı. “Hani hatırlıyor musun?” diye devam etti. “Yurtta beni odana almıştın, yine böyle külotumu çıkarttırıp, elime bir porno dergi vermiştin ve beni kucağına oturtmuştun. Aklıma geldi geçen gün. Ondan istiyorum.” Tamamdı. Zartıkartık çok önemi yok diye düşünüyordum. Zaten ipler elindeydi. Sabah yaşadıklarımızdan sonra çok önemli miydi? Değildi. “Peki. Fakat evde öyle bir dergi yok.” dedim. Zaten bir film açmak istediğini, çok iyi bir türk filmi olduğunu söyledi. Biz de öyle şeyler olduğunu bilmiyordum. Şahin K. var ama o da Almanya’da zaten.

Gizem beni koltuğa oturttu. Yanina getirdiği bir USB diski TV’ye takıp filmi başlattı. Filmde oldukça güzel fizik hatlarına sahip maskeli bir kadın vardı. Bir tabureye el ve ayak bileklerinden bağlanmış dört ayak pozisyonunda duruyordu. Yanında da yine maskeli şişmanca bir adam vardı. Üstü çıplaktı Pantolonunun fermuarını açmış erkekliğini dışarı çıkartmıştı. Kadına sürekli “Seni buraya o pezevenk kocan gönderdi! Onun borcunu sen ödüyorsun!” diye bağırıyor, küçük bir kırbaçla kalçalarına vuruyordu. Kadın ise avazı çıktığı kadar bağırıyor. Sürekli yardım istiyordu.

Bu sırada Gizem de kucağıma oturmuş, yavaş yavaş git gel yaparak zevk sesleri çıkartmaya başlamıştı. Bence çok kötü bir filmdi. Bundan gerçekten zevk alıyor olamaz diye düşünüyordum ve mümkün olduğu kadar dinlememeye çalışıyordum.

Adam kadının maskesindeki delikten erkekliğini kadının tek bir çırpıda boğazına kadar soktu. Kafasını iyice bastırarak kıpırdamamasını sağladı. 15 saniye bekledikten sonra ağzından çıkıp boğulmak üzere olan kadına bir tokat patlattı. “Kes sesini orospu! Yoksa bundan çok daha kötüsü gelir!”
Ardından kadının göğüs kafesine yandan sert bir tekme attı. Kadın tabure ile yere düştü ve ağlamaya başladı. O tokat ve o tekme gerçekti.

“Bunun film olduğuna emin misin?” diye sordum. “Tabi ki bebeğim.” dedi Gizem. “Karı koca bunlar. Özel siparişle çekiyorlar.” diye devam etti. Sonra da kendi git gellerini arttırdı. İniyordum çünkü.

Adam kadını kaldırarak tekrar eski pozisyonuna getirdi. Yanda duran jeli alarak, penisine bolca sürdükten sonra, kadının arkasına geçip, bir çırpıda kadının içine soktu. Adam kaygandı fakat kadın buna hazır olmadığı için çığlığı basıp ağlamaya başladı. Adam hiç oralı değildi. Hızla git gele devam ediyor, bir yandan da kadının kalçalarına sert tokatlar atıyordu. Bir süre böyle devam ettikten sonra çıkıp arka deliğine de aynı hızla grip çıkmaya başladı. Kadın bu sefer “Yapma! Yırtıldı! Çok acıyor!” Bağırıp çırpınıyor, adamdan kaçmaya çalışıyordu. Fakat hayvan herif kadının ince belini mengene gibi kavramıştı. Hiç bir yere bırakmaya niyeti yok gibiydi.

Gizem, hiç istifini bozmadan devam devam ediyordu. Hiç tahrik olmuyordum fakat bedenim bana oyun oynuyor. Gizem’in daracık ve ıslak kadınlığı beni içeri aldıkça ayak parmaklarıma kadar uyarılıyordum.

Filmdeki adam, kadının girebileceği bütün deliklerine girdi. Herhalde viagra falan almış olacak kadının üzerine, ağzına, bağırsaklarına, kadınlığına bir kaç kere boşalmıştı ama hala erekte durumdaydı. Kadın ise ya bayılmıştı, ya da çaresizce bu işin bitmesini hiç hareket etmeden bekliyordu.

Adam kadının arkasındayken hızlıca içinden çıktı. Kadının maskesini çıkarak, bu sefer yüzüne boşalmaya başladı. Kadın çaresiz ve umutsuz bakışları haricinde yüzünü tanıyordum. Nihal’di.

Bu bir şaka olmalı diye düşündüm. Hareket bile edemiyordum. Kaskatı kesildim. Beni oradan kaldırmaları için balyoz gerekiyordu sanki.

“Nihal hayatının sikişini yaşadı! Aferin Şükrü’ye! Zam yaparız artık ona da!” Üzerimden ayağa kalkmış kahkahalarla bana gülüyordu. O anda bende birşeyler tamamen koptu. Siz de anlamışsınızdır. Normalde naif ve kibar bir adamım. Hayatımı doğruluk, dürüstlük gibi kodlarla yaşıyorum. Sadece bir hata yaptım ve bu bana nelere mal oldu. Gözüm döndü o anda. Ayağa fırlayıp Gizem’in yüzüne kimseye atmadığım kadar sert bir yumruk attım. Yere düştü ve başını sehpahaya çarptı. Bayılmıştı ve üstelik çenesi normalde olması gerektiğinden daha aşağıda duruyordu. Yerinden çıkmış olmalıydı. Daha fazla zarar vermem gerektiğini ve onun cinselliğini elinden almam gerektiğini düşündüm. Sonuçta bana cinselliğiyle saldırmış ve bunu kullanarak tehdit etmişti. Eşimi ne hale getirmişti.

Geçtiğimiz yıl, evlilik yıl dönümümüzden kalma büyükçe bir şampanya şişesi vardı evde. Onu bir kremle iyice kremleyip kaygan hale getirdikten sonra Gizem’in arka deliğine yavaşca soktum. Biraz uzun sürdü fakat 3’te 2 kadarını yerleştirmiştim. Ayni işlemi bir soda şişesi ile yaptım. Ardından evde bulunan bir miktar nakit parayı ve pasaportumu alarak ilk uçakla Almanya’ya kaçtım. Ailemden dolayı oranın vatandaşıyım aynı zamanda.

Almanya’ya vardığımda Nihal’e ilk başta ondan özür dileyerek herşeyi anlatan bir e-posta yazdım. İsterse çocuklarla buraya gelebileceğini, burada kendimize yeni bir hayat kurabileceğimizi yazdım. Gelmedi…

Gizem, sanırım ona yaptıklarımdan sonra, bir dizi operasyon geçirmek zorunda kalmıştır. Bazen Instagramdan bakıyorum, Çenesi biraz farklı duruyor. Videolarda falan biraz garip yürüyor. Daha fazlasını hak ettiğini düşünüyorum hala.

Aradan yıllar geçti. Çocuklarımla iletişim kurmaya çalışıyorum. Onları ne kadar özlediğimi ifade edecek bir kelime bilmiyorum inanın. Fakat hala yüzlerini göremedim. Zaten bütün bu olanlardan sonra onları suçlayamam.

Ben Esra telefonda seni boşaltmamı ister misin?
Telefon Numaram: 00237 8000 92 32

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.